Kayseri’den Yola Çıkıp Rize’nin Sislerine Uzanmak
Merhaba Iamo okurları! Bugün sizlerle “Karagöl Yaylası’nın rakımı kaçtır” konusunu ele alacağız.
Bazı şehirler insanın içinde büyür, bazı dağlar ise insanın kalbine. Ben 25 yaşındayım ve Kayseri’de yaşıyorum ama içimde hep Karadeniz’e karşı tuhaf bir çekim vardı. Haritada ne zaman Rize’yi görsem, sanki parmağım oraya yapışıp kalıyordu. Yeşilin bu kadar yoğun olabileceğine inanmakta zorlanıyordum.
Bir gece yine defterimi açtım. Günlük yazıyorum, çünkü bazı düşünceler sadece kafada kalınca ağırlaşıyor. O gece tek bir cümle yazdım:
“Rize Huser Yaylası kaç rakım?”
Bu soru basit bir merak gibi duruyordu ama aslında içimde büyüyen bir kaçış isteğinin başlangıcıydı.
Bir Soruya Sığmayan Özlem
İnsan bazen bir yerin yüksekliğini öğrenmek istemez aslında. Oraya çıkıp çıkamayacağını, nefesinin yetip yetmeyeceğini, kalbinin dayanıp dayanamayacağını merak eder.
Ben de öyleydim o gece.
“Rize Huser Yaylası kaç rakım?” diye yazarken aslında şunu soruyordum: “Ben bu hayatın neresinde nefes alabilirim?”
Cevap basitti aslında. Huser Yaylası yaklaşık 2400–2500 metre rakımda bir yerdeydi. Ama benim içimdeki anlamı bambaşkaydı. O yükseklik bana sadece bir sayı değil, ulaşılması zor bir huzur gibi geliyordu.
O gece uyuyamadım.
Bir Sabah Ani Karar ve İçimdeki Heyecan
Sabah uyandığımda içimde garip bir hafiflik vardı. Sanki bir şey kararını çoktan vermişti. Kahvemi içerken telefonuma baktım, yine aynı soru:
“Rize Huser Yaylası kaç rakım?”
Ama bu sefer cevap aramıyordum. Sanki kendimi hazırlıyordum.
Ve evet, o gün bir karar aldım. Rize’ye gidecektim.
İçimde hem heyecan hem de korku vardı. Çünkü bazı yolculuklar insanı değiştirmek için vardır ve ben değişmekten korkuyordum. Ama daha çok aynı kalmaktan korkuyordum.
Otobüs Yolculuğunda Düşen Düşünceler
Kayseri’den çıkan otobüs uzun bir yolculuğa başladı. İçimdeki duygular dalgalı bir deniz gibiydi. Camdan dışarı bakarken içimden sürekli aynı şey geçiyordu:
“Gerçekten gidiyor muyum?”
Telefonumda notlarım açık kaldı. Bir satır daha ekledim:
“Rize Huser Yaylası kaç rakım… oraya çıkınca kendimi daha küçük mü hissedeceğim, yoksa daha mı büyük?”
Bu sorunun cevabını bilmiyordum ama bilmek de istemiyordum. Çünkü bazen bilmemek insanı daha cesur yapar.
Yol Boyunca Büyüyen Sessizlik
Yol ilerledikçe içimdeki konuşmalar azaldı. Yerini uzun bir sessizlik aldı. Bu sessizlik korkutucu değildi. Aksine, ilk kez kendimi dinleyebildiğim bir boşluk gibiydi.
Karadeniz’e yaklaştıkça hava değişti. Renkler değişti. Sanki dünya başka bir moda geçiyordu. İçimde küçük bir umut filizlendi. Belki de aradığım şey gerçekten oradaydı.
Rize’ye İlk Adım ve Yeşilin Ağırlığı
Rize’ye indiğimde hava nemliydi. Nefes almak bile farklıydı. Kayseri’nin kuru soğuğundan sonra burası sanki canlıydı.
Bir süre sadece yürüdüm. Hiçbir yere yetişmiyordum. Bu bile garip bir huzurdu.
Bir yerde çay içtim. Masada otururken bir yandan telefonuma baktım. Yine aynı soru:
“Rize Huser Yaylası kaç rakım?”
Ama artık cevap bir bilgi değil, bir hedefti.
Ayder’den Yukarıya Doğru Çıkan Yol
Ertesi gün Ayder Yaylası’na doğru yola çıktım. Yol kıvrıla kıvrıla yukarı çıkıyordu. Her virajda içimdeki beklenti biraz daha artıyordu.
Huser Yaylası adını ilk kez bir haritada gördüğümde bu kadar etkileneceğimi düşünmemiştim. Ama şimdi o isim zihnimde yankılanıyordu.
Yanımda bir rehber vardı. Sessiz bir adamdı. Ona sadece tek bir soru sordum:
“Burası gerçekten Rize Huser Yaylası kaç rakım?”
Gülümsedi.
“Yaklaşık 2400 ile 2500 metre arasında,” dedi.
O an içimde bir şey değişti. Sadece bir yükseklik değilmiş gibi hissettim. Sanki insanın kendi içine çıkabileceği bir mesafeymiş gibi.
Yukarı Çıkarken Ağırlaşan Düşünceler
Araç yükseldikçe içimdeki duygular da yükseldi. Ama garip bir şekilde bu yükseliş hafiflik getirmiyordu. Aksine, yüzleşme hissi getiriyordu.
Kendime kızdığım anlar oldu. Neden bu kadar bekledim? Neden bu kadar geç geldim?
Ama aynı anda umut da vardı. Belki de doğru zamandı.
Huser Yaylası’na Vardığım An
Son virajı döndüğümüzde dünya değişti.
Bir anda sislerin içinde bulduk kendimizi. Gökyüzü yere inmiş gibiydi. Rüzgâr sertti ama temizdi. O an nefes almak bile farklıydı.
Ayaklarımı yere bastığımda içimde bir sessizlik oluştu. Bu sessizlik dış dünyadan değil, iç dünyamdan geliyordu.
Ve o an fark ettim: Ben aslında sadece bir yer görmeye gelmemiştim.
2400 Metrede Kendimle Karşılaşmak
“Rize Huser Yaylası kaç rakım?” sorusu artık anlamsız geliyordu. Çünkü oradaydım.
2400 metre civarında, sislerin içinde, rüzgârın sesini dinlerken şunu hissettim:
Ben küçülmüyordum. Ama büyümüyordum da. Sadece kendim oluyordum.
Bu çok tuhaf bir histi. Ne eksik ne fazla… sadece ben.
Bir süre yere oturdum. Hiç konuşmadım. İçimdeki bütün cümleler susmuştu.
Umutla Karışık Bir Hüzün
Gözlerim doldu. Bunu saklamadım. Çünkü o an saklanacak bir şey yoktu.
İçimde hem bir hayal kırıklığı vardı hem de derin bir umut. Hayal kırıklığı, bu hissi neden daha önce bulamadığım içindi. Umut ise artık bulduğum içindi.
Rüzgâr yüzüme vururken şunu düşündüm:
Belki de bazı soruların cevabı bilgi değil, yolculuktu.
Dönüş Yolunda Sessiz Bir Değişim
Aşağı inerken içim daha sakindi. Aynı yollar, aynı virajlar ama farklı bir ben vardı.
Telefonumda yine o cümle açık kaldı:
“Rize Huser Yaylası kaç rakım?”
Ama artık cevap önemli değildi. Çünkü o rakımın içinde bir deneyim vardı. Bir his vardı. Bir kırılma vardı.
Kayseri’ye Dönüş ve İçimde Kalan Dağ
Kayseri’ye döndüğümde şehir aynıydı ama ben aynı değildim. Sokaklar tanıdıktı ama içimdeki sessizlik yabancıydı.
O gün defterime sadece bir cümle yazdım:
“2400 metreye çıktım ama aslında kendime indim.”
Ve o günden sonra ne zaman içimde bir sıkışma hissetsem, gözlerimi kapatıp o sisli yaylayı hatırlıyorum.
Çünkü artık biliyorum:
“Rize Huser Yaylası kaç rakım?” sorusu sadece bir yükseklik değil, insanın kendine ne kadar yaklaşabileceğinin bir ölçüsüymüş.
Şunları da İnceleyin: Kanın rengi niye koyu olur ?