İBB İkramiyesi: İstanbul’da Çalışan Genç Bir Yetişkinin Perspektifi Sabah işe yetişmeye çalışırken metroda sıkışıp kaldığım o anlarda bile aklıma gelen sorulardan biri, “Acaba İBB ikramiyesi ne kadar?” oluyor. İnsan ister istemez merak ediyor; hele de gündüzleri ofiste çalışıp akşamları blog yazarken, biraz ekstra gelir hayali kurmamak elde değil. Tabii bu, sadece para meselesi değil; aynı zamanda motivasyon, çalışan değerinin takdiri ve İstanbul gibi bir şehirde yaşamın yükünü hafifletme aracı gibi de düşünülebilir. İBB İkramiyesi Nedir? Öncelikle kendi kendime sordum: “İBB ikramiyesi tam olarak neyi kapsıyor?” Basitçe açıklamak gerekirse, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, çeşitli kadro ve pozisyonlarda çalışanlarına yıl sonunda veya belirli…
Yorum BırakAnlık Fikir Esintisi Yazılar
Işığın görmedeki rolü nedir? Toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet üzerinden bir bakış Işığın görmedeki rolü nedir? Temel fiziksel gerçekliğin ötesine geçmek Işığın görmedeki rolü nedir? sorusu genelde fizik derslerinin başlangıç konusu gibi anlatılır: Işık olmadan görme gerçekleşmez. Nesnelerden yansıyan ışık gözümüze ulaşır, beyin bunu yorumlar ve “görme” dediğimiz süreç oluşur. Bu kadar net, bu kadar mekanik bir açıklama yeterli gibi görünür. Ama İstanbul’da yaşayan 29 yaşında biri olarak, bir sivil toplum kuruluşunda çalışırken bu sorunun sadece fiziksel bir açıklamadan ibaret olmadığını çok net hissediyorum. Çünkü ışık, sadece görmeyi değil; kimin görüldüğünü, kimin görünmez kaldığını ve kimin nasıl göründüğünü de…
Yorum BırakKolkola Yazımının Tarihçesi: Geçmişten Günümüze Dilsel Yolculuk Tarih, yalnızca olayların kronolojisini kaydetmekle kalmaz; aynı zamanda dilin, kültürün ve toplumsal pratiklerin zaman içindeki dönüşümünü anlamamıza da olanak tanır. Bugünü yorumlamak, çoğu zaman geçmişin sözcükleri ve kavramları üzerinden gerçekleşir. Kolkola kelimesinin yazımı ve kullanımı, dilin toplumsal ve kültürel değişimle nasıl iç içe geçtiğini gözler önüne seren çarpıcı bir örnektir. Erken Dönem ve Halk Dili 19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başları, Türkçede yazım standartlarının henüz oturmadığı bir dönemdi. Osmanlıca yazımında, Arap ve Fars etkisi hâkimken halk dilinde farklı telaffuz ve yazım biçimleri görülüyordu. Kolkola kelimesi de bu süreçte, konuşma dilinde sıkça kullanılan…
Yorum BırakSabahın Sessizliği ve İlk Heyecan O sabah Kayseri’nin hafif sisli sokaklarında yürürken, içimde tarifsiz bir heyecan vardı. Panel günüydü; hayatımda ilk kez böyle bir organizasyonda teknik olarak görev alacaktım. Kendime güvenmeye çalışıyordum ama kalbim deli gibi atıyordu. “How do I mic a panel discussion?” cümlesi beynimde sürekli yankılanıyordu. Şimdiye kadar hep kendi dünyamda yazılar yazmış, günlüklerime duygularımı dökmüştüm; ama işte o an, artık duygularımı bir sahnede, insanların karşısında teknik bir sorumlulukla birleştirmek zorundaydım. Küçük bir yutkunma ile arkamı döndüm; sahne, ışıklar ve mikrofonlar beni bekliyordu. Yine de içimde bir umutsuzluk vardı: Ya her şeyi mahvedersem? Ya kabloları yanlış bağlarsam, ya…
Yorum BırakGözlerim Cennete Daldığında O gün Kayseri’nin soğuk ama berrak sabahlarından biriydi. Penceremi açtım, ciğerlerim keskin, temiz havayla doldu. Kahvemi yudumlarken içimde garip bir huzursuzluk vardı; sanki yıllardır soramadığım bir sorunun cevabı önümde duruyordu. “Hz. Adem hangi dindendi?” diye geçirdi aklımdan. Bazen sorular öyle bir şekilde gelir ki, insanı düşünmeye, sarsmaya, hatta hüzünlendirmeye zorlar. İşte o sabah tam da öyle bir sabahıydı. Benim için bu soru sadece bir tarih meselesi değildi; içimde bir boşluğu, bir kaybolmuşluğu işaret ediyordu. Çocukken hep masallarla büyüdüm. Cennet, melekler, Allah… Hepsi kulağıma şeker gibi gelmişti. Ama şimdi, 25 yaşındayken, o masalların ötesinde, bir insanın kendi ruhunu…
Yorum Bırak20266 Yılı Muharrem Ayı ve Edebiyatın Zamansız Yansımaları Edebiyat, zamanın ötesine geçer; kelimeler yalnızca anlam taşımaz, aynı zamanda bir sembol olarak kültürleri, duyguları ve deneyimleri örer. 20266 yılı Muharrem ayını ele almak, salt bir takvim tarihini belirlemekten çok daha fazlasıdır; edebiyat perspektifinden bakıldığında, her gün ve ay birer anlatı tekniği olarak kullanılabilir. Romanlarda, şiirlerde ve hikâyelerde, zamanın akışı insan deneyimiyle iç içe geçer ve Muharrem gibi kutsal zamanlar, metinlerde mitik ve ritüel temalar aracılığıyla yeniden anlam kazanır. Edebiyat kuramları, tarih ve mitoloji ile iç içe geçmiş metinlerin, okuyucuda nasıl yankılar uyandırabileceğini gösterir. Roland Barthes’ın metinler arası ilişkiler kuramı, bir ay…
Yorum BırakSuriyece Selam Ne Demek? Düşünceli Bir Keşif İstanbul’da bir sabah, kahvemi alıp ofise gitmek için hazırlık yaparken, kafamda birkaç soru beliriverdi. Çevremdeki farklı kültürlerden, farklı dillerden gelen insanlarla her gün iletişim kurarken, bir dilin bize nasıl seslendiğini hiç düşündüm mü? Mesela, Suriyece selam ne demek? Bu aslında basit bir soru gibi görünüyor ama arkasında çok daha derin anlamlar yatıyor. Hepimiz selamlaşırken birbirimize saygı göstermek amacıyla bu kelimeleri kullanıyoruz, peki ya Suriyece? Onun arkasında neler var? Suriyece Selamlaşma Geleneği Suriyece, özellikle Arap dünyasında yaygın olarak konuşulan, bir semitik dil ailesine ait bir dil. Yani, Arapça ile büyük benzerlikler gösteriyor, ama aynı…
Yorum BırakStomalar ve Lentiseller Arasındaki Farklar Nelerdir? Bir Günlük Hikâye Kayseri’nin serin sabahlarından birinde uyandım. Pencereden dışarı bakarken, bahçemdeki elma ağacına takıldı gözlerim. Günlük tutmayı seviyorum, çünkü duygularımı saklamadan yazmak bana iyi geliyor. O gün, kendimi hem hüzünlü hem de merak dolu hissettim. “Stomalar ve lentiseller arasındaki farklar nelerdir?” diye düşündüm kendi kendime. Bu küçük merak, bir gün boyunca hissettiklerimi ve gözlemlerimi etkileyecek kadar derindi. Sabahın İlk Işıkları ve Merakım Bahçeye çıktım. Elma ağacının kabuğuna parmağımı dokundurdum ve küçük deliklere göz gezdirdim. Bunlar lentisellerdi; bitkinin nefes almasını sağlayan küçük kapılar. Aynı zamanda yapraklara bakarken stomaları gördüm, minik ağız gibi açılan noktalar.…
Yorum BırakKalitenin Kurucusu Kimdir? Derinlemesine Bir Keşif Düşünsenize, elinizde yeni aldığınız bir kahve fincanı var; dokunduğunuzda, baktığınızda size bir güven hissi veriyor. Peki bu güveni sağlayan, “kalite” dediğimiz o görünmez güç kimden doğuyor? Kalitenin kurucusu kimdir? kritik kavramları sorusu aslında çok basit gibi görünse de, yanıtı tarih, felsefe, ekonomi ve teknolojiyle iç içe geçmiş bir yolculuk gerektiriyor. Bu yazıda, kalite kavramının kökenlerinden günümüz tartışmalarına kadar kapsamlı bir yolculuk yapacağız. Tarihsel Kökenler: Kalitenin Doğuşu Kalite kavramı, insanlık tarihi kadar eskiye dayanıyor. Antik dönemlerde, zanaatkârlar işlerinin mükemmelliğini belirli ritüeller ve standartlarla ölçerlerdi. Mısırlı piramit işçileri, taşların kusursuz kesilmesini sağlayan bir kalite anlayışına sahipti.…
Yorum BırakHizmet Ne İş Yapar? Yoksa Biz Mi Onu Anlamıyoruz? İzmir’in o deli rüzgârına karşı kahvemi yudumlarken düşündüm: “Hizmet ne iş yapar?” Biliyorum, kulağa basit geliyor ama bir insanı bu kadar kafa karıştıran başka bir konu yoktur. Arkadaş ortamında bu soruyu sorduğumda herkes ya telefonuna gömülüyor ya da “Vallahi hizmetin işi hizmet etmek” diyerek kaçamak cevap veriyor. Ama işin aslı öyle mi, hiç değil. Gelin, bu karmaşayı birlikte çözmeye çalışalım. Sabahın Köründe Hizmetle Karşılaşmak Sabah 08:00, otobüste yer bulmak için küçük bir savaş veriyorum. Karşımdaki yaşlı teyze bana gülümsüyor ve “Evladım, buraya otur” diyor. İşte o an fark ettim ki hizmet…
Yorum Bırak